The Irishman inceleme: Scorsese'den gangster sinemasına üç buçuk saatlik bir veda mektubu
Her gangster filminde bir an gelir: artık silah sesleri değil, ardından çöken sessizlik önem kazanır. The Irishman baştan sona o sessizliğin filmi. Martin Scorsese 209 dakika boyunca, ömrü boyunca tetiği başkaları adına çekmiş bir adamdan geriye ne kaldığını gösteriyor. Yavaş, buruk, yer yer sabır sınayan bir film ve tam da bu yüzden akıldan çıkmıyor.
The Irishman, Scorsese'nin en eğlenceli filmi değil ama belki de en bilgesi: bir türün son ve sarsıcı hesaplaşması.
Film bilgileri
| Yönetmen | Martin Scorsese |
|---|---|
| Oyuncular | Robert De Niro, Al Pacino, Joe Pesci, Harvey Keitel, Ray Romano, Bobby Cannavale |
| Tür | Polisiye filmler, Dramalar, Tarihi filmler |
| Süre | 209 dk |
| Ülke | Amerikan filmleri |
Ev boyayan bir savaş gazisi
Filmin merkezinde Frank Sheeran var: savaş sonrası Amerika'da organize suçun hizmetine giren bir İkinci Dünya Savaşı gazisi. Tetikçi, işini sessizce gören, güvenilir bir adam. Yirminci yüzyılın en kötü şöhretli isimlerinin yanlarında tutmaktan memnun oldukları türden biri. Mafyanın, sendikaların ve büyük siyasetin nasıl iç içe geçtiğini onun gözünden izliyoruz. Bu yol da Amerikan tarihinin en büyük çözülmemiş sırlarından birine çıkıyor: efsanevi sendika lideri Jimmy Hoffa'nın ortadan kayboluşuna.
Gerçek tarihi bilenler, Hoffa'nın akıbetinin bugün hâlâ açık bir soru olduğunu bilir. Ama Scorsese bu gizemden bir polisiye çıkarmıyor, karşımızdaki şey bir soruşturma değil. Daha çok bir kronik: on yıllara yayılan, ağır ağır akan bir itiraf. Burada asıl mesele ne olduğu değil, bunun bedelinin ne olduğu.
Spoiler vermeyeceğim ama şunu söyleyebilirim: hızlı tempolu bir mafya hesaplaşması bekleyen yanlış yerde. Bu film hatırlıyor, tartıyor ve çok nadiren acele ediyor.
Efsanelerin son buluşması
Önce bariz olandan başlayalım: Robert De Niro, Al Pacino ve Joe Pesci aynı filmde, üstelik Scorsese yönetiminde. On yıl önce biri bunu bir sinema sohbetinde söylese gülüp geçerdik. Ama oldu.
De Niro, Frank Sheeran rolünde hiç olmadığı kadar ölçülü. Bu, Taksi Şoförü'ndeki patlamaya hazır adam değil. Hep arka planda duran, ancak kendisine söylendiğinde harekete geçen biri. Bu edilgenlik filmin özü ve De Niro bunu kusursuz taşıyor. Gözleri çoğu zaman herhangi bir diyalogdan fazlasını anlatıyor.
Al Pacino, Jimmy Hoffa olarak filmin motoru. Gürültülü, kibirli, eğlenceli, inatçı. Bir anda gülünç olanla trajik olanın sınırına geliveriyor. Pacino burada nihayet yine bir sebeple bağırıyor ve her sahnesi filme enerji pompalıyor.
Yine de en büyük sürpriz Russell Bufalino rolündeki Joe Pesci. Onu Sıkı Dostlar'dan ya da Casino'dan tanıyanlar saatli bir bomba bekliyor. Onun yerine alçak sesli, neredeyse babacan bir figürle karşılaşıyoruz ve bu sükûnet, herhangi bir öfke patlamasından kat kat daha ürkütücü. Bence Pesci'nin kariyerindeki en iyi performanslardan biri.
Yan roller de güçlü: Angelo Bruno'da Harvey Keitel, Bill Bufalino'da Ray Romano, Skinny Razor'da Bobby Cannavale ve Anthony "Tony Pro" Provenzano'da Stephen Graham akılda kalan dokunuşlar yapıyor. Yetişkin Peggy Sheeran'ı oynayan Anna Paquin'in rolü diyalog açısından kısıtlı, ama varlığı ve bakışları filmin ahlaki aynası.
Gangsterlere artık hayran olmayan bir Scorsese
Martin Scorsese'nin sinemasında gangsterler hep vardı ve itiraf edelim, eskiden bu filmler konularına biraz âşıktı. Sıkı Dostlar'ın enerjisi, para, güç, parıltı insanı çekiyordu, sonunda çöküş gelse bile.
The Irishman ise kelimenin en iyi anlamıyla bir olgunluk dönemi filmi. Scorsese burada artık parıltıyı değil, sonuçları gösteriyor. Şiddet hızlı, çirkin ve neredeyse bürokratik. Ölüm dramatik bir doruk noktası değil, listedeki bir sonraki iş. Bu soğukluk başta şaşırtıyor, sonra giderek daha fazla bunaltıyor ve amaç da tam olarak bu.
Yönetim kendinden emin ve acelesiz. Scorsese uzun sahnelerden, sessizliklerden, ilk bakışta önemsiz görünen sohbetlerden çekinmiyor. Sabırlı izleyiciye en çok şeyi de tam bu anlar veriyor.
Neler işliyor, neler sabrı zorluyor
Bence kusursuz işleyenler:
- Oyunculuk uyumu: Bu kadar çok efsaneyi bu kadar disiplinli, birbirini dinleyerek oynarken görmek nadir rastlanan bir şey.
- Ton: Film yavaş yavaş kararıyor ve son bölüm duygusal olarak tam hedefi vuruyor.
- Mizah: Şaşırtıcı derecede çok gülüyorsunuz, özellikle Pacino'nun ve yan karakterlerin sahnelerinde. Kuru, buruk bir mizah ama işe yarıyor.
- Tarihsel arka plan: Mafya ile siyasetin iç içe geçmesi heyecan verici ve inandırıcı biçimde aktarılmış.
Sabrı zorlayabilecekler ise:
- Süre: 209 dakika, yani neredeyse üç buçuk saat. Bunu güzellemenin yolu yok. İlk saat daha ağır ilerliyor ve rahatlıkla kısaltılabilecek birkaç sahne var.
- Gençleştirme: Oyuncular karakterlerini birkaç farklı yaş döneminde canlandırıyor ve genç hallerinin görüntüsü her zaman ikna edici değil. Yüz genç, ama hareketler çoğu zaman yaşı ele veriyor. Bir süre sonra beni rahatsız etmedi ama başta filmden kopardı.
- Tempo: Sıkı Dostlar'ın temposunu bekleyen hayal kırıklığına uğrayacak. Bu başka bir film, başka bir ruh hali.
Kimsenin senin yerine ödemediği bedel
Bana göre The Irishman'in asıl konusu ne mafya ne de Hoffa'nın kayboluşu. Asıl konu yalnızlık. Ömrü boyunca emirleri yerine getirmiş, yanlış insanlara sadık kalmış ve bu arada gerçekten önemli olanları kaybetmiş bir adamın sonunda neye dönüştüğü.
Peggy karakteri de bu yüzden önemli: kızının bakışı Frank'in hayatı boyunca onu izliyor ve tek kelime etmediğinde bile yargılıyor. Sadakat ve şiddet dünyasının ardında bıraktığı boşlukla bu kadar cesurca yüzleşen gangster filmi pek az.
Son bölüm sessiz, acılı ve son derece insani. Daha fazlasını söylemeyeceğim ama bence filmin en güçlü kısmı burası ve geriye dönüp daha ağır geçen dakikalara da anlam kazandırıyor.
Kimlere öneriyoruz?
- Tam sana göre, eğer: Yavaş yavaş kurulan, karakter odaklı dramları ve Scorsese sinemasını sevenler ile De Niro, Pacino ve Pesci'nin birlikte yaptığı son büyük dansı merak edenler için.
- Pas geçsen iyi olur, eğer: Hızlı, aksiyon dolu bir gangster filmi bekleyenler ya da üç buçuk saat yerinde oturmakta zorlananlar için bu film ciddi bir sınav olacak.
Beğendiysen bunlara da göz at: Sıkı Dostlar (1990), Casino (1995), Baba (1972), Bir Zamanlar Amerika'da (1984), Köstebek (2006)
Sıkça sorulan sorular
The Irishman ne anlatıyor?
Film, İkinci Dünya Savaşı gazisi, ardından organize suç dünyasının tetikçisi olan Frank Sheeran'ın gözünden savaş sonrası Amerika'daki mafya dünyasını ve sendika lideri Jimmy Hoffa'nın gizemli kayboluşunu anlatıyor.
The Irishman kaç dakika?
Film 209 dakika, yani neredeyse üç buçuk saat sürüyor.
The Irishman'i kim yönetti?
Filmi Martin Scorsese yönetti.
The Irishman'in oyuncuları kimler?
Başrollerde Robert De Niro (Frank Sheeran), Al Pacino (Jimmy Hoffa) ve Joe Pesci (Russell Bufalino) yer alıyor. Onlara Harvey Keitel, Ray Romano, Bobby Cannavale, Anna Paquin ve Stephen Graham eşlik ediyor.
The Irishman'e koca bir akşam ayırmaya değer mi?
Evet, ama ancak gerçekten ayırırsanız. The Irishman yarım gözle, elde telefonla izlenecek bir film değil. Öyle izlerseniz karşınızda yalnızca uzun ve ağır bir mafya filmi görürsünüz. Ama oturup her şeyi kapatır ve Scorsese'nin hikâyeyi kendi temposunda anlatmasına izin verirseniz, günlerce aklınızdan çıkmayacak bir filmle karşılaşırsınız.
Şimdiye kadar izlediğim en eğlenceli gangster filmi değil ama en dürüst olanlarından biri. Bir yönetmen ve üç dev oyuncu, bir zamanlar bizzat efsaneleştirdikleri türe birlikte geri dönüp bakıyor ve gördüklerinden hoşlanmıyorlar. The Irishman'i özel kılan da bu: kutlamıyor, hesaplaşıyor. Bence sinemayı ciddiye alan herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film.
